Abuk seri – 1

Kelimeler ne kadar garip tek başlarına hiç bir anlamları yok mesela.

Sürekli bir kelimeyi tekrarladığınızda o kelime manasını kaybetmeye başlıyor mesela. Sonra acaba nereden gelmiş bu kelime diye sorular dönmeye başlıyor kafanızın içinde.

İçindeki materyallerin ne olduğunu bildiğiniz içecek ve yiyeceklere güveniyorsunuz. Peki neden hala kola içiyorsunuz?

Cihan’la bir zamanlar geyiğimiz vardı , torunlarımız bizim hakkımızda (Sene 2090 felan olur sanırım) “off dedem gil litrelerce kola içiyormuş olum zamanında !” diyecekler. Çünkü o kadar zararlı bişey olduğu ortaya çıkacak ki yasaklanacak.

Yasaklar bazen yumuşak bazen sert oluyor aslında. Aslında derken aslının ne olduğu hiç umrumda değil. Aslı’nın kim olduğu hele hiç mi hiç umrumda değil. Umrumda olan tek şey bana sadece notalarla çizilen bir dünya verilmesi .

Dünya’nın en güzel yerleri pasifikteki binlerce ada olsa gerek. Kimisinde 1 gram yaşam yokken kimisinde tonlarca yaşam var. Bi de neden soğuk su da daha çok yaşam oluyor ben onu anlamıyorum arkadaşım  . Antarktika’dan gelen soğuk dalgalar sayesinde neden o adada yaşam oluyor da bizim canımız akdenizimizde o kadar çeşitli yaşam formları olmuyor. Ya da ne bileyim o dalganın ulaşmadığı daha yüzlerce ada vardır , onun günahı ne allasen.

Şeytan’ın Avukatı diye bir film vardı. O filmi hiç izlemedim ama Avukat’ların cehenneme gidebileceği ihtimali her zaman aklımdadır . Çünkü hayatları yalan söylemek üzerine kurulmuştur. her şekilde suçlu da olsa suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmak için çaba gösterirler. Zebanilerin avukatımı istiyorum diyen adama söylediği gibi “o da birazdan gelir merak etme”

 

Göz yaşını resmetmek

Çerçeveli kategorisinde bir yazı yazmak sonunda nasip oldu. Oysa burayı daha çok Cihan kullanır diye düşünüyordum neyse zaten hayal ettiğimiz gibi eski sinerji yakalanmasa da ben burayı seviyorum yine her zamanki gibi.

Hep de gülerken fotoğraf çekilmez ki bazen ağlarken de fotoğraf çekilmeli.

Sinemacılar der ya hani , küfür hayatın içinden o yüzden sinemada küfür kullanmamız gerekiyor. E hüzün de hayatın içinden , gülmek ne kadar doğalsa ağlamak da o kadar doğal bir kavram hayatımızda.

Öyle bir hal var ki milletimizde ağlamaktan utanır olmuşuz. Ağlayan birini görmeye dayanamaz hale gelmişiz. Duygu adam akıllı yaşandığı sürece , ne kadar içten gülüyorsan o kadar da içten ağlayacaksın arkadaşım.

İşte içten samimi bir göz yaşı fotoğrafı sizlerle

Ekipman :

Zenit-E , İlford 400 ASA siyah beyaz film , 50 mm f2 lens

Eksikli – There there

Ben karanlıkta sana yürümeye çalışayım.

Sen habire ayağımı kaydır.

 

Hissediyorsun diye illa da orda olmak zorunda değil.

Burdayım diyorsa da orda olmak zorunda değil.

 

Sonra o kayalardan uzak durmazsak çok büyük felaket olacak.

Bir de sen hissediyorsun diye birileri senin omzunda olmak zorunda değil.

 

Ama orada.

 

Niye bu kadar yeşil ve yanlız ?

 

Cennet seni bana gönderdi.

 

ve biz olmayı bekleyen kazayız.

Eksikli – Sustum

Sana defa diyem.

Alıp ifademi

Uzun uzun diyem.

Sal yada

Saçların the flower ise

Durgunluğun

Salın ifademi

 

Durdum dediler sustum olmadı

say say

Ağlama zorlama demişine

Müzik evrensel bir kaos

cle de la musique

Kulaklarımızdan eksik olmayan bazen değişik tınıların, bazen kıpır kıpır melodilerin bir araya
gelmesiyle oluşan dünyadır müzik. Sanatçı ruhların duygularımızdan çaldıkları parçalarla kendi
becerilerinin bir araya gelmesiyle oluşan bir evrensel kaos. Çeşit, çeşit meyveler veren bir ağaç gibi.
Kimi zaman siyah-beyaz, kimi zaman rengarenk… Kimi zaman şairane duygularla beslenmiş liriklerle
içimize sinen, kimi zaman Mozart’ın yeteneğine hapsolan hayallerimiz. Müzik güzel bir şey, her ne kadar
dans etmeyi beceremesem de…

Rutin

Yunusbey caddesinden aşağıya doğru ince ince uzanan ara sokağa baktı. Uzun süre önce yağmış yağmurun bıraktığı ışıltıları sokak lamaları parlatıyordu. Sokak aşağıya doğru dik bir yokuştu. Hep caddeden geçerken bu büyülü sokağa bakar ama hiç bir zaman girmezdi. Hayatındaki rutine o kadar çok alışmıştı ki , artık bu rutin değil onun için ritüeldi. Aynı ortada bir ağaç gördüğünde sürekli bu ağacın sağından geçme isteği gibi.

O gece biraz daha sakinceydi , durulmuştu.

Hayatından vazgeçeceği vakit rutinine bağlanmıştı . Rutin acıtmaz , rutin hayattan korur seni. Rutin bilinmedik yollara sokmaz seni. Rutin şimdiki gençler nasıl diyor ” life style” dır.

Mesela rutin eve gelmeden sokağına girerken anahtarını hergün cebinden çıkarmaktır.

Rutin gün yüzü görmeden işine metroyla gidip , metroyla evine dönmektir.

Rutin saat 12:00 olduğunda Facebook’u açıp acaba bugün kimlerin doğum günüymüş diye bakmaktır.

İşte bu rutinden dolayı o sokağa her gün önünden geçmesine rağmen yine merakla baktı. O sokak içine girmeden güzeldi onun için. Tıpkı Beyoğlu’nda gördüğü sokaklar gibi. İçi eğlence dolu sokaklar.

 

 

Deli

Şimdi diye bağırdı . Işık kırmızıdan yeşile dönmüştü. Sevgilisini kolundan tutup koşmaya başladı. Kıza garip geldi bu hareket. Neden bu kadar heyecanlı ? Anlam veremedi ama bi yandan da eğlendi. Sevgilisiyle birlikte karşıdan karşıya geçmeyi bile bir eğlence haline getirdiğine sevindi.

Ertesi gün kapıda bir paket buldu. Küçük bir paketti. Çok özenle süslenmişti. Görünüşe göre el yapımıydı. Eline aldı , paketi kulağına doğru götürdü ve hafif salladı. Böyle kendi kendine oyunlar oynamaya bayılıyordu. İçinde sanki hiç bişey yokmuş gibi geldi. Son derece güzel yazılmış notu buldu. Saat 12 ‘de her zamanki yerde yazıyordu.

Saatini kontrol etti , saat daha 9′du . Direk banyo , ardından kıyafet seçmece filan derken bir baktı ki saat 11 olmuş . Hemen bir taksi çevirdi. Bu seferki süprizi çok merak ediyordu. Taksiden inmesi gereken yerden biraz önce indi. Sanki dolmuşla gelmiş havası vermek istiyordu.

Birden karşısına şirin mi şirin bir kız çıktı ve tam önünde durdu. Elindeki çiçeği ona uzattı. Kulağına da bişeyler fısıldadı. Yanaklarının kızardığını o da tahmin ediyordu artık.

Sonra onlar için çok özel olan yere geldi. Deniz kenarında bir tepe. Müthiş çınar ağacının gölgesinde oturmuş sevgilisi onu bekliyordu. Elinde ukulele gitarıyla , dilinde Tom Waits şarkıları onu karşıladı.

O an hiç bitmese hep böyle kalsa , diğer ilişkiler gibi bizimki de durağanlaşmasa diye dua etti kız içinden.

Oğlan kızın eline bir not tutuşturdu ve son sürat o tepeden atladı.

Sağ kurtulması imkansızdu aşağısı dik kayalıklarla kaplıydı. Daha 3 gün önce burda o kayalara çarpan dalgaların sesini dinlediler.

Aşağıya baktı , baktı , baktı …

Göremedi.

Birden arkasından onu birisi sımsıkı sardı.

Çocuk çıkmaya başladıkları günden beri o manzaralı tepenin altından bir tünel açmıştı. Kendi içinden bu tünel bittiğinde ona evlenme teklif edeceğim demişti.

“Şimdi beni kaybetmenin ne kadar boktan bişey olduğunu en iyi sen biliyorsun. Ben bile bilmiyorum bunu. Benimle yaşlanır mısın?” dedi.

di

di

di

….

Fotojenikliğe giriş -101

Fotoğraflarda şişman çıktığımı farkettim. Özellikle bayramda çekilen fotoğraflarda. Normalde o kadar şişman çıkmam. Bu da demek oluyor ki şişman çıkmamın bazı nedenleri var. Ben bu nedenleri sizin için araştırdım.

Kravat :

Kravat takan insanlar normalden daha şişman çıkarlar. Bundan dolayı kravatınızı seçerken dikkatli olmanız gerekir. Özellikle düz siyah renk kravat takmanız sizi daha zayıf gösterecektir. Enine çizgili kravatlardan uzak durunuz.

Gömlek :

Gömlek seçimi de çok önemlidir. Beyaz gömlek seçmeniz sizi şişman gösterecektir. Çünkü beyaz bir renk bile değildir. Doğadaki bütün ışıkları yansıtan bir rengimsidir. Işıkları yansıtması sonucu sizi daha şişman gösterecektir.

Kemer :

Kemer seçerken en önemli nokta tokasıdır. Tokası dikkat çeken kemerler insanların ilgisini göbeğinize çeker. Bundan dolayı göbeğiniz ortaya çıkar. Göbek olmasa bile göbeğiniz varmış gibi gözükecektir. Bundan dolayı tokasız kemer takmaya özen gösteriniz.

 

Genel olarak enine çizgili kıyafetler giymeyin . Aksesuarlarınızı en zayıf yerlerinize takın. Bi de gülümsemeyi ihmal etmeyin.

 

Sınav sistemleri vs.

Benim hayatım ve benim jenerasyonumun çocukluğu güzel geçmedi. Hep bir baskı , hep bir tepesine çökme yaşadı. Anneler çocuklarını yarış atı gibi yarıştırdılar. Hatta bazı annelerin araları açıldı bu konu yüzünden.

Ben 2. sınıftayken x ve y kullanarak problemleri çözüyordum. 3. sınıfa geldiğimde ilk deneme sınavıma girmiştim. Daha 9 yaşındaydım ve Sarıkamış’taydım. 11 Yaşında Adana’da ilk büyük sınavım olan Anadolu Lisesi sınavına girdim ve benden umulmayan (kötü anlamda) bir okulu kazandım. 4 sene sonra Fen Lisesi sınavına girdim ve kazanamadım. 3 sene sonra üniversite sınavına girdim ve Çukurova İnşaat Mühendisliğini kazandım. Bu sene bahar döneminde ALES sınavına gireceğim. Sonra yüksek lisans başvuruları filan başlayacak.

Bu kartlaşmış herif 9 yaşından beri sürekli sınavlara giren , hazırlanan bir herif.

Bugün baktığımda belki benim kadar erken başlamasada çocuklar bu sınav hazırlığına aileleri tarafından oldukça sert bir şekilde baskı görüyorlar ve başarısızlıkları maalesef onların suçlarıymış gibi kötü hissetmelerine neden oluyor.

O çocuk belki bambaşka yeteneklerle dolu bi çocuk. Veya gerçekten vasat bir çocuk. Çabalaması güzel bir şey ancak bu onun ilerdeki hayatı için iyi değil.

Bugün çocuğum olursa onun yeteneğini keşfetmek için önüne gitar koyacam , resim kağıdı koyup boya kalemleri verecem dediğimde babam bunları bir kenara yazıyorum göreceğiz dedi.

Ben gerçekten onun içindeki cevheri görmek isterim. Çok zeki akıllı bir çocuk çıkarsa da akademisyen olması için her desteği veririm. Ama asla bir yarış atı olarak yetiştirmem çocuğumu.

Ortancasın diye ezdiler mi seni ?

Ne yapsan yaranamazsın. Her işe sen koşturursun. Bakkala sen gidersin , çöpü sen dökersin

Küçük kardeşin ve büyük bir abin olduğu için hep arada kalırsın.

Bi de şöyle bir sıkıntı var yaptığın hiç bişey göze gelmez ..  Hep araya kaynar. Kardeşinin üstüne alınacak kıyafet veya abinin gideceği seyehat daha önemlidir onlar için.

Onlar dediğim sevgili ebeveynler. Onlar hep bu arada kalmış çocuğa çok fazla yük yüklerler. Farkında olmadan sürekli sorumluluk aldırırlar.

Emin olun bi gün Ortanca kardeşlerim toplansa birbirlerine anlatacakları o kadar çok şey vardır ki. Hepsi birbiriyle çok iyi kanka olabilirler.

Ortanca kardeşim sen de gel hareketimize katıl. Ortancayı ezdirme ! Sıralamada 2. geldin diye üzülme.

ORTANCAYI EZDİRME !

 

Sayfa 1/212»

Yazarlar